img

KENTLEŞMEYİ DEĞİL, ŞEHİRLEŞMEYİ HEDEFLEMELİYİZ

Gençlerin şehirlerde yaşadığı sorunların tespiti, şehirleşme süreçlerinin genç nesiller üzerindeki etkileri ele alındığı toplantının devamında ise  şehirlerde gençlik hizmetlerinin mevcut durumu, ihtiyaçlar ve yapılması gerekenler ile “her yönüyle sağlıklı bir gençlik için nasıl bir şehir modeli olmalı?”sorusu üzerine sunum ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi.

Toplantının açılışında konuşan Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın, yanlış şehirleşmenin sosyal patlamayı tetiklediğini ifade ederek ““Bu zamana kadar uygulanan yığılmacı politikalar neticesinde Türkiye’nin sanayi ve hizmetler bakımından en yoğun bölgesinin İstanbul ve çevresi olduğu görülmektedir. Bu durum; bir taraftan iç göçleri tetiklerken, diğer taraftan sosyal patlamalar ve şehir rantının ortaya çıkmasını beraberinde getirmektedir” dedi.

“İstanbul başta olmak üzere bazı şehirler iç ve dış göçler sebebiyle nüfus patlaması yaşarken, göç alan şehirler hariç ülkenin diğer bütün şehirleri boşalıyor diyen Aydın, nüfus verileri ile gelinen noktayı ortay koydu. Aydın, “1927 yılı nüfus sayımında, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 25’inin kentlerde, yüzde 75’inin ise kırsal kesimde yaşamaktayken, 2015 yılına gelindiğinde, il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı yüzde 91,8’e ulaşmış, belde ve köylerde yaşayanların oranı ise yüzde 8,2’ye kadar düşmüş ve köyler adeta boşaltılmıştır. 2012-2013 yıllarında 2 milyon 534 bin 279 kişi yaşadığı yeri değiştirirken, rakamsal olarak en fazla göç alan şehir yine İstanbul olmuş,  İstanbul’u, sırasıyla Ankara, İzmir ve Antalya izlemiştir” değerlendirmesini yaptı.

Şehirleşmedeki yanlış politikaların gençleri doğrudan etkilediğini de aktaran Aydın, “Yanlış kalkınma, tarım ve yönetim politikaların neticesi olan iç göç, toplumun ve özellikle gençlerin sosyal yapısını ve güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer taraftan ülkemizde en büyük problemlerin başında şehircilik anlayışı gelmektedir. Yayılmacı politikalar yerine, yığılmacı politikalar, ufkî yerleşim yerine amudî yerleşim; görünmez ekonomik kayıpların yanı sıra toplumu dağıtıp insanları bireyselleştirerek sosyolojik ve psikolojik sorunlara neden olmaktadır. Ufuk çizgisini her bireyin görmesini temel hak kabul etmeli, kentleşmeyi değil; sahip olduğumuz medeniyetin temel umdelerine bağlı kalarak şehirleşmeyi hedeflemeliyiz. İnsanların beton kulelerin arasına sıkıştırıldığı, komşuluk ilişkilerini yitirdiği, sosyal gelişimlerini sekteye uğratarak birbirinden uzaklaştığı dikey şehirleşme yerine; uygulamada örnekleriyle çözüme kavuşmuş, uygun yükseklikte yatay şehirleşmeyi yaygınlaştırmalıyız” dedi.